Gün: 18 Aralık 2020

28 Temmuz 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a, “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlığı ile “73/A” maddesi eklendi.
Bu maddeyle, parasal sınır olan 10.390 TL ve üzerindeki tüketici uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirildi.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen ve parasal sınır olarak 10.390 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklar veya konusu para ile belirlenemeyen uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi kılınmış ve dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması zorunlu bir dava şartı haline getirilmiştir.

Kural olarak, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A/11. maddesi uyarınca, dava şartı olan arabuluculukta taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur ve bu taraf lehine vekâlet ücreti hükmedilemez. Ancak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/A. maddesi, bu kurala bir istisna getirmiştir. 73/A maddesine göre, tüketicinin geçerli mazereti olmaksızın ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda, tüketici yargılama giderinden sorumlu tutulmayacak ve tüketici lehine vekâlet ücretine hükmedilebilecektir.

Derdest davalar ise zorunlu arabuluculuk kapsamının dışında tutulmuştur. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 2. madde uyarınca dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay’da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmayacak.

Bunlarla birlikte, tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında kalan uyuşmazlıklar (10.390 TL altında kalan uyuşmazlıklar), tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, İhtiyati tedbir kararlarının alınması, Üretimin veya satışın durdurulması ve malın toplatılmasına ilişkin davalar,
ve tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından kaynaklanan uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuk kapsamının dışında tutuluyor

Kanun ile uyuşmazlık tutarı 10.390 TL ve üzerindeki ve istisna kapsamında kalmayan tüketici uyuşmazlıkları da zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline gelmiştir. Bu doğrultuda, arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açılması halinde dava usulden reddedilecek.

0

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2009/447 esas numaralı ve 2010/37516 karar numaralı, 13.12.2010 tarihli emsal kararında işverenin kendisine ait bilgisayar ve e-posta adresleri ile bu adreslere gelen e-postaları her zaman denetleme yetkisinin bulunduğu ve bu e-posta içerisindeki yazışmalarda bulunan delillerin kendisi için haklı fesih nedeni oluşturabileceği belirtilmişti.

Anayasa Mahkemesi ise 17.09.2020 tarihinde verdiği yeni bir kararla konu hakkında kişisel veriler açısından ayrı bir değerlendirme yaparak, işverenin, çalışanın şirket e-postası ve içeriklerine her durumda ulaşamayacağı, bunun ancak belirli sınırlar dahilinde söz konusu olabileceği kanaatine varmıştır.

Başvuru konusu olayda özetle, çalışana kurumsal e-posta hesabı verilmiştir. İşyerinde yaşanan birtakım gelişmelerden sonra, başvurucunun kurumsal e-posta hesabı işveren tarafından incelenmiş, bunun sonucunda ilgilinin iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu tarafından ise işe iade davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun görevi gereği işverenin işlerini yürütmesi için kendisine tahsis edilen ve işveren tarafından da ulaşılabileceğini bildiği e-posta adresi üzerinden işverenin diğer çalışanlarına karşı hakarete varan sözler sarf etmesinden ötürü işçinin bir başka işçiye sataşmasının işveren açısından haklı fesih nedeni oluşturduğu ve bu sebeple işveren tarafından yapılan fesih işleminin hukuka uygun olduğu kanaatine varmıştır. Temyiz sürecinde ise, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ilgili ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bularak onamıştır.

Kararın kesinleşmesi üzerine, çalışan, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, yapılan inceleme sonucunda,

İşveren tarafından kurumsal elektronik posta hesabı üzerinden yapılan iletişimin izlenebileceği ve denetlenebileceği yönünde işçiye açık bir bilgilendirme yapılmadığı,
Elektronik posta içerikleri gerekçe gösterilerek feshedilen iş akdi ile ilgili olarak, işverenin, kişisel verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek verilerin kapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, işlemin sonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcılarını gösterir bir bilgilendirme yapmış olduğunu ortaya koyamadığı,
Başvurucunun kendisinin alenileştirmediği ve rızasının alınmadığı hususlarda e-posta içeriklerine erişildiğine yönelik iddialarının yargılamada karşılanmadığı,
Başvurucunun iş akdine dayanak olan olay dışında konu ile ilgisiz başkaca içeriklere de ulaşıldığı,
gerekçeleriyle ihlal kararı vermiştir.

Aynı kararda, kişisel verilerle ilgili mevzuat uyarınca, kişisel verilerin korunması ve haberleşme hürriyetine yönelik iletişimin denetlenmesi suretiyle yapılan müdahalelerde,

işverenlerin ilgili kişileri bu konuda önceden bilgilendirmeleri,
temel hak ve hürriyetler ile müdahalenin kişi üzerindeki sonuçları arasında bir denge gözetmeleri, ve
bu anlamda amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü müdahalede bulunmaları ve amaca başka yöntemlerle ulaşılıp ulaşılamayacağının
değerlendirilmesi gerektiği öngörülmüştür.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi, işlerin etkin bir şekilde yürütülmesi ile bilgi akışının kontrolünü sağlamak, verimliliği ölçmek veya güvenlik endişeleri gibi sebepleri işverenin çalışanlara ait e-posta mesajlarını okuması için haklı ve meşru gerekçeler olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir.

Bu doğrultuda çalışanlardan işle ilgili e-posta içeriklerinin gerekirse kullanılacağına, yönlendirileceği, denetleneceği ve okunacağına ilişkin yazılı muvafakat alınması ve bu hususlarda önceden aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi (kişisel verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek verilerin kapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, işlemin sonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcılarını gösterir bir bilgilendirme) uygun ve faydalı olacaktır.

0